diken

dürüst, paylaşımcı ve de iyimser yazar. düşündüğünü ve hissettiğini direkt yazan veya söyleyen, ne derler acaba kaygısından sıyrılmış takdir edilesi kişilik..

dewilofchina

#393975 no'lu entry'sinden dolayı teşekkür ettiğim kişidir.ayrıca *sanal veya iyi gün dost'u olmadığını göstermiş kişidir...*

kiyamet

hep merak konusu olmuştur değil mi dünyanın sonunun ne zaman geleceği.kimisi notredam'ın anlattıklarını bekler kimisi rivayet edilenleri ama herkes aynı şeyi düşünür : dünyanın sonu elbet bir gün gelecektir.peki ya bugün ne zaman?aslında bugünün gelmesini hiç efsanelere rivayetlere bağlamak gerekmiyor nasıl olsa bugünün gelmesine biz ortam hazırlamıyor muyuz.
her hangi bir haber kanalını açın bakalım ne göreceksiniz.durun ben söyleyeyim:bir yerde izdiham 1000 kişi ölü.bir başka yerde canlı bomba bilmem kaç kişi öldü.başka bir yerde çatışma şu kadar asker şehit .daha devam edebilirim aslında trafik kazaları,intiharlar,saldırılar,açlıktan ölenler,mayına basanlar,evi göçenler,kaza kurşununa gidenler vs vs.bu dünyanın sonu değil de nedir?bir yerde insanlar açlıktan ölüyorsa,insanlar birbirini vuruyorsa sırf bir kaç kişi bir kaç kuruş fazla kazanacak diye birilerinin canı hiçe sayılıyorsa,insanlar dinleri farklı diye diğerlerinin canına kıyabiliyorsa orada nasıl bir yaşam kırıntısı arayabilirsiniz ki?aslında rivayetlerde anlatılanlar da buna yönelik değil midir.insanlar birbirini yemeye başladığında,kimileri açlıktan ölürken diğerleri rahat uyuyabildiğinde,bir yerlerde insanların can güvenliği kalmadığında gelmiştir dünyanın sonu denmiyor mu.bir çoğumuzun dedelerinin dedeleri onlara onlar da bize böyle söylemedi mi?peki ya yüzyıllar öncesinden görülmüş bir şeyi biz yanıbaşımızdayken neden göremiyoruz yada görmezden geliyoruz.
bir şeyler yapma vakti gelmedi mi?yoksa biraz daha bekleyip görelim mi diyeceğiz her zaman ki gibi?biraz daha vaktimiz kalmadı .son çağını yaşıyor artık insanlık.ya böyle devam edip çok geçmeden göreceğiz bahsedilen günü ya da artık başımızı kaldırıp bakacağız nereden başlayabileceğimize...

sinema

sinema bazı insanların hayatlarından büyük bir yer işgal eden görsel şölendir. sinemayı ben sadece bir sanat olarak ele alamam. genelleme yaparsam tek bir başlık altına alıp "sinema bir sanattır" dersem kendime küfür etmiş olurum. yönetmen, oyuncu, ışıkçı, kurgucu, özel animasyon ekipleri, senaristler hepsi ayrıca tartışılması gereken sanatçılardır.

öncelikle bir sinema filminde olması gerekenler nelerdir diye başlayacağım ama başlayamıyorum öncelikle sadece televizyon için çekilen, televizyon izleyicisini hedef alan filmlerden biraz bahsetmek istiyorum. 80'li yıllarda çok bariz bir şekilde kendini dünyada ve haliyle türkiye'de gösteren bu akım 90'ların ortasına kadar devam etmiştir. vhs kaset dönemlerinde özellikle amerikan kökenli bir çok film ülkemize girmiştir. çoğu gereksiz beş para etmez filmlerdir. zaten imdb 100 listesine bakacak olursanız 85-95 yılları arasında öyle aman aman filmler olmadığını görebilirsiniz ki istisnalar kaideleri bozmazdır. işte o günlerden süregelen o filmler gec yarısı show tv'de gösterilen kalitesiz yapıtlarla hemen hemen aynı platform üzerindedir.

sinemaya dönecek olursak. dünya üzerinde şuan için üç farklı kültürde sinema anlayışı vardır. birisi hollywood sineması, avrupa sineması ve uzak doğu sineması. diğerleri arjantin sinemasını çıkarırsak pek kaale alınacak sinema anlayışı değildir ki buna türk sinemasını da ekleyerek söylüyorum. unutmadan bir e hindistan sineması(bollywood) vardır ama benim hiçbir zaman ciddiye almadığım sinema anlayışı olduğu için bahsetmeye değer bulmuyorum.

hollywood: amerika'nın en büyük ticari yatırımlarından birisidir. sadece film olarak bakmamak lazım gelir ki adamların çektiği sadece diziler bile dünyaca bilinen kitleleri peşinden sürükleyen, sinema filmi gibi dizi olayını dünya litaratürüne yerleştirmiştir. açık bir şekilde ifade etmek gerekir ki sinema teknolojisinin gelişmesinde en büyük etki amerikalılara aittir. özellikle 90'ların sonua 2000'lerin başından itibaren bilinmeyen yönelik yapılan sinema ve dizi film çılgınlığı en çok ilgi çeken türdür, the x files ile adam akıllı başlayan bu dönem günümüzde lost'a kadar gelmiştir. öze bakacak olursak şuan ki esrarengiz dizi manyaklığının kökenini the x files olarak özetleyebiliriz. 94 yılından ilk bölümü yayınlanan dizidir kendileri. 80'li yıllar amerikasını yaşam tarzını anlatan cheers, married with children gibi sitcomlar ile başlayan serüven 90'ların başından itibaren gençlik dizilerine yerini yavaş yavaş bırakmaya başlamıştır. ama tabii ki full house (bizim ev)'i unutmamak lazım gelir. beverly hills 90210 ile başlayan gençlik dizisi serüveni içerisinde en çok ilgi gören 1998 senesinde başlayan dawson's creek'tir. 90'ların başında başlayan bu amerikan pompaları ülkemizde ve bütün dünyada ilgiyle izlenmiştir. 2000'li yıllarda ise yerlerini one tree hill, the o. c gibi yapımlara bırakmıştır. çok zaman geçmeden yerlerine daha iyi pompalara bulunması büyük ihtimaldir.

sinemaya bakacak olursak 90'ların başı itibariyle bir çöküş dönemine giren adam akıllı pek film çıkaramayan hollywood pulp fiction , the godfather gibi üçlemenin en kötüsü filmi, se7en gibi bir başyapıtı hayatımıza sokmuştur. ama bu dönemler her şeye rağmen çok sönük geçmiştir. 80'li yıllar ise aslında gayet güzeldir. eğlenceli çerez niyetine olsa bile gayet güzel filmler çekilmiştir ancak 90'lar başı bunları çar çur etmekle geçmiştir nedendir bilinmez.

animasyon ise adam akıllı bir sinema dalı olarak lion king ile başlamıştır. ve her geçen gün kendini geliştirerek bugünlere gelmiştir. özellikle son yıllardaki ice age , madagascar akıllara kazanan animasyonlardandır.

avrupa sineması: avrupa'da en çok sinema filmi çeken fransızların bok yemesi yüzünden pek değeri bilinmeyen sinemadır. özellikle ispanyolların 80'lerde çektiği çok başarılı yapıtlar vardır. ingilizler ise genellikle hollywood ekmeği yiyerek geçirdikleri için bir dönem bir işe yaramayıp katkı da sağladıkları söylenemez. son on yılda avrupa sineması bir yol almış ise bunda en büyük etken almanya'dır. hollywood teknolojisini avrupaya uygulayıp yaratıcı işler yapabilmeyi becerebilen nadir ülkelerdendir. fransızlar ise anca 2000'lerde bu teknoloji olayına el atabilmişlerdir. italyanlara ayrı bir paragraf açmayı gereksiz bulurken bildiğiniz türk sineması örneklerini italyanlarda da görebilirsiniz. aynı bizim gibi yerinde saymak konusunda ısrarcıdırlar. orta avrupa'ya da rusya'dan ayrılmış ülkelerin sinema anlayışları ise fransız sinemasından çok etkilendiler bilinmez gayet donuktur. sanat da sanat yapacağım derken kendi ülke insanlarını sinemalarından soğutmuşlardır. özellikle slovenya zırt bırt film yapar üç tane seyrettim yarım saat katlanabildim. toplamda bir buçuk saat ediyor işte olmuş olsun bir film.

almanlar ne kadar iyi iş çıkartırsa avrupa'da ingilizlerde geçmişinde gazıyla daha güzel projeler çıkaracakladır öyle bir umudum vardır.

uzak doğu sineması: özellikle güney kore ve japon filmlerinin ağır bastığı film sektörüdür. japonya'nın film endüstrisi bakımından 1960-1970'lere kadar uzanan sinema geçmişi kendini tekrar eden yapıtlar yüzünden pek dünya litaratüründe bilinmez. özellikle 90 sonrası japon filmlerinden bir iyileşme gözlenmekte. teknolojk ve oyunculuk bakımından. güney kore ise 80'lerin sonundan itibaren ancak ekonomisini düzeltmiş bir ülke olarak uzak doğuda film endüstrisinde lider konumdadır. her yıl 200'ün üzerinde film çıkaran bir sektör olarak ne denli başarılı olduklarını gözlemleyebiliriz.

son 5 yıl içerisinden romantik-komedi türünde verdikleri yapımlar gerçekten şahanedir. hollywood'un duygusuz para kokan komedilerini bir yana itmiş o iş böyle yapılmaz böyle yapılır işte demiş güzelinden tokat atmıştır. 2004 yılı yapımı my sassy girl buna verilebilincek en güzel kanıttır. internal affairs(mou gaan dou) gibi bir başyapıtıda hong kong olarak dünya sinemasına kazandırmışlardır ki daha yeni olan the departed'da bu filmin senaryosundan esinlenilmiştir. esinlenmek de denmez ona da uyarlanmıştır. özellikle korku-gerilim türünde de başarılı örnekler verseler de son 3 yılda taktıklar hayalet, psikopat küçük kız rolleri artık gına getirmiştir. güney kore sinemasını bu yüzden ayrıca eleştirmek gerekmektedir.

peki tamam bu kadar şey anlattım da bir filmde ne olmalıdır. bir film eğer ki gerçekten film ise siz de "tortu" bırakmalıdır. seyrettiğinizde filmi arkadaşlarınıza anlatma isteği gelmelidir, entry yazmak için kendinizi zangır zangır titrerken bulmalısınız. bir film sizi doyurmalıdır, senaryo kafanızı allak bullak etmelidir, filminde sonunda "oha" diye haykırtmalı iyi film sizi. senaryo sürükleyici olmalı, kurgu başarılı olmalı, görüntü yönetmeni ayrıca seçilmeli işinin ehli olmalı, diyaloglar akıllarda kalmalı "harbi laaan" dedirtmeli...

**

zebra

afrika'da yaşayan toynaklılar takımından memeli hayvan.
yavruyken ve genç yaşlarda kahverengi olan çizgiler, zebra yaşlandıkça siyaha dönüşür..

joseph mccarthy

1950 li yıllarda amerikan aleyhtarı faaliyetler komitesi isminde bir oluşumun kurulmasını sağlayan ve bir şekilde komünizmle ilişkilendirdiği siyasetçi,yazar ve sanatçı birçok kişiyi sorgulayan ve birbirleri aleyhine ifade vermeye zorlayan cumhuriyetçi senatör.

david strathairn

good night and good luck filmindeki performansıyla en iyi erkek oyuncu dalında oscar'a aday olmuş deneyimli aktör. 1949 doğumludur..

http://www.imdb.com/name/nm0000657/

robert downey jr

1965 new york dogumlu aktör.ally mc beal'in avukat sevgilisi rolüyle karşımıza çıkmıştır.


http://www.imdb.com/name/nm0000375/

jeff daniels

19 şubat 1955 amerika, georgia doğumlu aktör.onlarca kalburüstü filmde yardımcı roller üstlenmiş olmasına rağmen ülkemizde hep salak ile avanak filminin avanağı olarak bilinir. tabi bu filmde jim carrey 'i salak, jeff daniels'i de avanak olarak yaftalamak ayrıca tuhaftır. ama yüz izleyiciden yüzü de kendi castingini bu yönde yapmıştır...

http://www.imdb.com/name/nm0001099/

good night and good luck

george clooney'nin yazıp yönettiği yavaş ve sıkıcı olabilen temposuna ve anlatım diline karşın siyasi göndermeleri nedeniyle zevkle izlenen 2005 yapımı film. 6 dalda oscar adayı olup tek bir ödül dahi kazanamamıştır. jeff daniels, george clooney, robert downey jr, david strathairn ve alex borstein başrollerde yer alıyor. edward r. murrow ve senatör joseph mccarthy arasındaki mücadeleye dayanan gerçek bir hikayedir..

http://www.imdb.com/title/tt0433383/

iyi geceler

<bkz: good night and good luck >

gunaydin millet

<bkz: herkese gunaydin >

beni bir tek sen anladin sen de yanlis anladin

-beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın.
-o zaman anlamadım.
-evet.

olma digerleri gibi

fenerbahçe taraftarını değil,fenerbahçe takımını ve içinde bulunan çirkef futbolcuları sevmeyen kişidir.
fenerbahçe taraftarı olan dostları ve arkadaşları olan kişidir,niye sevmesindir..

sadece rıza efendi 1 ekmek 1 sut tarzı pankart açan aşalağıyıcı kişileri sevmeyendir.bu grup'un içinde olan arkadaşlar varsa kusura bakmasınlardır sevecek bir taraflari yoktur..

<bkz: beni bir tek sen anladin sen de yanlis anladin >

olma digerleri gibi

başka insanlara benzemek yerine kendin gibi ol, özgün ol anlamı veren gayet güzel söz...

fenerbahce

çok antipatik bir futbol klübü. taraftarıyla olsun, futbolcusuyla olsun, yöneticisiyle olsun bu konuda bir numaralar. parayı basan zaten bizim ülkemizde yönetici oluyor; o yüzden hepsi birbirine benziyor bu yönetici dediklerimizin; diğer yöneticilerle fenerli yöneticilerin pek farkı yok.
tribünde riza efendi 2 ekmek 1 sut pankartı açan taraftarın en sevdiği futbolculardan tuncay, soyunma odalarına giden yolda rakip takım oyuncusunu önceden fakir olduğunu söyleyerek aşağılamaya çalışıyor.*demek ki diyorum, bir takım kendi kültürünü yaratabiliyor. bunu böyle hoş olmayan örneklerle farketmek üzücüymüş.
çok taraftarı var fenerbahçe'nin, hangi gazeteyi açsam hakkında yazılar. sevmiyorum ama kaçış yok. fener kırmadan önce gündeme gelen rekorlardan, birgün herkes fenerbahçeli olacak söyleminin bayağılığından, sürekli bizim hakkımızın yeniyor diye sanal gündem yaratılmasından öyle rahatsızım ki. cidden sıkılıyorum bu durumdan. ligde oynanan maçta rakibine yapmadığı pisliği bırakmayan kezman'ın yanına kalanlardan sonra, fenerbahçeli spor yazarlarının çıkıp "hakem doğruydu" demesi de bir diğer ayağını oluşturuyor bu antipatinin. ben tarafsız değilim elbette ve iyi ki. sevmek, taraf tutmaktır zira. yere göğe sığdırılamayan fenerbahçe, seni hiç mi hiç sevmiyorum. etrafıma bakıyorum, futbolla ilgilenen; fenerbahçe dışında bir takım taraftarı olan birçok kişiyle de bu hislerimi paylaştığımı fark ediyorum. fener'e karşı diğer takımlar ittifak yapıyor da diyebilirsiniz, fener karşısında eziliyorsunuz da ondan bu ağızlar da diyebilirsiniz. ama ne gerek var, şurada açık açık konuşuyoruz değil mi? kendi taraftarı dışında neredeyse hiç seveni, sempati duyanı bile olmayan; birçok insanın açıkça nefret ettiği bir camia; hatayı biraz da kendinde aramalı değil mi? bu fikre katılmayanlar varsa; peşinen söyleyeyim, onlar yorulmasın. ezik, hazımsız ve hasta ruhlu bir insanım...*

mircea lucescu

türkiye liglerine gelmiş olan en başarılı yabancı teknik adamlardan bir tanesi..

<bkz: yiğidi öldür hakkını yeme>

bas agrisi

elma yemek oldukça etkilidir. ama kesin çözümü uykudur. sebebi beynin şişerek kafatasına baskı yapmasıdır.(şaka değil)

sahan gokbakar

baş döndüren bir hızla (ki asla ünlüne orantılı bir insan da değildi, sadece zekiydi, yetenekliydi, hepimizin arkadaş ortamında en az 3 tane vardır bu tip adamdan) türkiye gündemine çıkan, sonra da aynı hızla sıradanlaşıp biten kişi.

sadece tipleme yaratımı konusunda başarılı olduğu halde talkshow gibi sıfır yeteneğe sahip olduğu bir alanda program yapması, cem yılmaz gibi bir adamla atışması (ki bunu da "cem'i severim, ben anlayışlı adamım, ama yanlış şeyler bunlar kardeşim" havasında bir üslup ile yapmış.) attığı yanlış adımlarla, magazin basınına meze olmasıyla, o popüleritenin altında ezilmiştir.

turk

son günlerde mensubu olanların faşist olduğu yönünde ön yargılar oluşan ırktır. şöyle ki;


ben ermeniyim diyince > bravo işte insan hakları, eşitlik...
ben kürtüm diyince > işte bu pkklı bile olsan fikirlerini söyleyebilmelisin...
ben türküm diyene ise > ayy faşist misin? neden ırkını ön plana çıkartıyorsun ki?

onlar gurur duyunca insan hakları oluyor ama biz duyunca faşist oluyoruz, işte böyle bir düzen. işin ilginci bu tepkiyi verenlerin bayrak taşıyanları türk...